Hakkari’nin kültürel belleği: Aşüran ve eski ritüeller
Hakkari'nin unutulmuş geceleri ve kültürel hafızasında yer alan Aşüran, Beldük ve eski halk takvimi gelenekleri inceleniyor.
Hakkâri’nin unutulmuş geceleri, eski halk takvimi ve kültürel hafızası kapsamında, çocukluk yıllarında sokaklarda eğlenen, değişik kıyafetlere bürünen ve yüzlerini gizleyerek gecenin eğlencesine katılan gençler, yazarın çocukluğunun Hakkâri’sini hatırlattı.
Kenan Aslan Van’da yaşamını yitirdiHaberi Oku
1970’li yıllarda bu gecelerin adına Aşüran deniyordu. Bugün Cadılar Bayramı adıyla dünyanın birçok yerinde kutlanan gece, Hakkâri’de çocuklukta yaşanan bu geleneği yeniden akıllara getirdi. Bu benzerliklerin yalnızca biçimsel mi olduğu, yoksa geçmişten gelen ortak kültürel izler mi taşıdığı soruları, hafızaya dönmeyi gerektirdi.
Hakkâri’de Aşüran gecelerinde erkek ergenler kadınların giydiği kara çarşaflara bürünür, ellerinde uzun sırıklar bulundururdu. Çarşafların içinde ve sırıklarıyla uzaktan bakıldığında heybetli ve biraz ürkütücü görünürlerdi. Ev ev dolaşan gençler kapılara yaklaşır, bazen ev sahipleri tarafından kovalanır ya da üzerlerine su atılırdı. Bu kovalamacanın ve korkutmanın eğlenceye dahil olduğu belirtilirken, bazı evler kapıya gelenlere ceviz ve kara üzüm verirdi. Bugünün Cadılar Bayramı’nda çocukların şeker toplaması, Aşüran gecesindeki ceviz ve kara üzüm ikramlarını hatırlattı. İki geleneğin aynı kökenden geldiğini söylemek için yeterli bilgi olmasa da; kılık değiştirme, gece dolaşma, ev kapısına gitme, ikram alma ve korkutma gibi ortak davranışlar dikkat çekti. Kara çarşaf ve uzun sırıklarla oluşturulan kendine özgü görüntü, Hakkâri’nin yerel hafızasında araştırılmayı bekliyor. Aşüran’ın hangi tarihte kutlandığı, adının nereden geldiği ve komşu coğrafyalardaki karşılıkları henüz açıklığa kavuşmadı.
Beldük ve Çocuk Dileği Ritüeli
Kılık değiştirme geleneği hatırladığım kadarıyla yalnızca Aşüran'da değil, Beldük'te de yer alıyordu. Beldük, çocuk sahibi olma dileğiyle bağlantılı farklı bir halk ritüeliydi. Çocuğu olmayan veya bebek beklenen ailelerin kapısına gidilerek kapı önünde dualar edilir, ev sahipleri de gelenlere ikramda bulunurdu. Hafızada kalan en güzel taraflardan biri söylenen Kürtçe maniydi:
Beldükê, Beldükê,
Xudê kurekî bide bûkê.
Yaklaşık Türkçe karşılığıyla:
Ey Beldük, Beldük,
Allah geline bir erkek çocuk versin.
Bu mısralar bir toplumun çocuk özlemini, gelin için edilen duayı, bereket beklentisini ve komşuluk ilişkisini bir araya getiriyordu. Hakkâri’de ritüeller yalnızca hareketlerden ibaret olmayıp, her geleneğin kendine özgü sözü, manisi, tekerlemesi veya duası bulunuyordu.
Eski Halk Takvimi ve Kanûn’dan Çile’ye
Hakkâri’nin eski halk takvimi, bugünkü takvimden farklı bir mevsim ve zaman anlayışına sahipti. Kanûna Biçûk, Kanûna Mezin, Başî Çile gibi adlandırmalar, insanların doğayla ve mevsimlerle kurduğu ilişkinin izlerini taşıyordu. Kışın başlangıcı, soğuğun şiddetlenmesi, Çile günleri, havanın yumuşaması ve baharın gelişi hava durumuyla sınırlı kalmayıp, her dönemin kendine özgü inanışları, hazırlıkları, yemekleri ve törenleri vardı. Uzun süren kışta yollar kapanır, insanlar evlerine çekilir; ortak yemekler, ziyaretler, eğlenceler ve geleneksel törenler toplumsal hayatı canlı tutardı.
Pire Fat ve Kavut Gecesi
Hakkâri’deki bir diğer gelenek Pire Fat ile ilişkilendirilen kavut gecesiydi. Mehmet ve Ahmet adını taşıyan yedi aileden un, buğday ve tuz toplanarak hazırlanan kavut, bekârların bulunduğu evlere dağıtılırdı. O gece su içilmezdi; çünkü inanışa göre insan gece rüyasında bir evde veya yakınında su içtiğini görürse, o evin kızını alacağına yahut o evden bir kızla evleneceğine yorulurdu. Yemek, paylaşma, evlilik beklentisi ve rüya aynı ritüelde buluşuyordu.
Kara Çarşambalar: Hoşça Kal ve Vuslat
Hakkâri halk inanışlarında iki Kara Çarşamba’nın ayrı bir yeri vardı. Martın son haftasındaki çarşambaya Hoşça Kal, nisanın başındaki çarşambaya Vuslat denirdi. Yerel inanışa göre dünya bu iki çarşamba arasında kurulmuş, yine bu iki çarşamba arasında yıkılacaktı. Hoşça Kal yaklaşırken büyük aileler evlatlarını ve yakınlarını bir araya çağırır, vedalaşmalar yaşanırdı. İkinci Kara Çarşamba olan Vuslat’ta ise tehlikenin geçtiğine inanılır, insanlar yeniden bir araya gelir, ziyaretler yapılıp sofralar kurulurdu. O günün kendine özgü yemeği etli köfteydi. Bir çarşamba ayrılığı ve vedayı, diğeri kavuşmayı ve sevinci temsil ediyordu.
Newroz ve 14 Nisan Gelenekleri
Hakkâri’nin eski halk takvimi kışın soğuk günlerinde bitmez; törenler, yemekler, hediyeler, salıncaklar ve bahar eğlenceleriyle devam ederdi. Newroz baharın ve yeni başlangıçların simgesiydi. 14 Nisan ise çocukluğun Hakkâri’sinde herkesin bildiği, çoğunlukla yeni yıl veya yılbaşı olarak kutlanan bir tarihti. O yıllarda Hakkâri'de Müslüman olmayan bir topluluk hatırlamıyorum. Bununla birlikte bazı aileler halk arasında Bınyat Êzidî, yani Êzidî soyundan gelenler olarak biliniirdi. 14 Nisan’ın Êzidî kültüründeki yeri ve Çarşema Sor ile ilişkisi araştırılması gereken bir konuyken, Hakkâri’nin yerel hafızasında bu tarihin yalnızca belirli ailelere ait olmayıp şehirde geniş bir kesim tarafından bilindiği ve yeni yıl olarak kutlandığı görülüyordu.
Aşüran, Beldük, Pire Fat, Kara Çarşambalar, Newroz ve 14 Nisan; kılık değiştirme, eğlence, çocuk dileği, duadan kışın zorluğunu geride bırakmaya, ayrılık ve kavuşmadan yeni yıl ile bahar sevinci kutlamalarına kadar farklı anlamlar taşıyordu. Bu geleneklerin ortak özelliği, insanların birbirlerine ait olduklarını hatırlamalarıydı. Kapılar açılır, ikramlar paylaşılır, dualar edilir, maniler söylenir, yemekler hazırlanır, çocuklar sokaklarda koşturur, gençler oyunlara katılır, büyükler eski inanışları anlatırdı. Bu sözler yazılı kitaplarda değil, insanların belleğinde yaşıyordu.
Bugün Cadılar Bayramı’nı görünce Aşüran’ı hatırlamak boşuna değildi. İrlanda ve İskoçya’daki guising, Avrupa’daki eski kış gelenekleri ve dünyanın farklı yerlerindeki kılık değiştirme törenleriyle Aşüran arasında karşılaştırılabilecek unsurlar bulunuyordu. Tarihsel kökenler farklı olabilse de, Kürt coğrafyasında bulunan Kosegelî ve diğer mevsimlik kutlamalarla Aşüran’ın aynı gelenek olduğunu söylemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardı. Önemli olan, Hakkâri’de yaşanmış bu geleneğin adını, biçimini ve hatırasını kaybetmemekti. Aşüran’ı yaşayan çok az insan kalmış olsa da, bir gelenek onu hatırlayan, anlatan ve yazıya geçiren insanlar oldukça yaşamaya devam eder.






